Bu haftayı ekstra yorgun ve yogun geçirdim. Benimle birlikte dolaylı olarak SalihaBetül de yorgun ve hareketli geçirdi.. Gösterdiği sabır ve uyum için teşekkürü bir borç bilirim..
Hergüne bir uzun toplantı, görüşme vs. bir de üstüne tüm gün yorgunluktan sürünerek eve döndüğümüz bir İstanbul.. Güzel şeyler çıkacak inşallah. Çalışıyor, üretmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki bir sürü belirsizliğe rağmen. Hayrolur inşallah. İstanbul ziyaretinin temel sebebi uzun zamandır takip edip ayılıp bayıldığımız İyi Cüceleri ziyaret etmekti. Neredeyse 1 saat kaldığımız ve rahatlıkla saatlerimizi geçirebileceğimiz tatlı, şirin ve dopdolu bir çocuk kitapçısı idi. Bilenler bilir.. Çocuklar girer girmez minik sandalyelere kurulup seçtikeri kitapları gayet ciddiyetle incelemeye koyuldular. Hiç sıkılmadan.. Aksine inanılmaz motive. SalihaBetül'ün kitaplığının hepsi hemen hemen vardı raflarda, ve benim almak istediklerim, listelediklerim.. Küçük bir büyük kentte yaşadığımız için dokunarak, inceleyerek, okuyup beğenerek kitap alma şansımız hiç yokken bu açlığımızı giderdi İyi Cüceler, sağolsunlar. Biz hala bıkmadan kitapları incelerken bizimkiler bu sefer de ahşap evde oynamaya koyuldular. Öyle böyle kitaplara doya doya bir kaç tanesini de ince düşünülmüş çevre dostu kağıt çantalarımıza koyup koyulduk İstanbul yollarına. 

Hava süperdi, bizimkiler çok enerjik. Vapur püfür püfürdü, martıların ise gözleri pek tok -zira bu sefer hiç biri simitlerin yüzüne bile bakmadılar- Sirkeci-eminönü pek kalabalıktı, Mısır çarşısı yine rengarenk.. MahmutPaşa'ya dalmışken de elleri kolları ıvır zıvırla doldurmadan olmazdı hani :) Tadı unutulmazdı bu en sevdiklerimle yapılan İstanbul yolculuğu. Dönmek üzere Kadıkör Saray Muhallebicisi'ne uğramamızın etkisi var mı bilemem tabii..
Hafta içi bu kadar yorulunca evden çıkmayı bırak pijamalarımı bile üzerimden çıkarmak istememiştim aslında. Ama teyze özlemi tavan yapınca, minik mercimeği merak edip durunca kalkıp Sakarya'ya gittik. Hasret giderdik, sarıldık sarmalandık. Sonra babacık ile SekaPark ta buluştuk.. Önceden bu kadar sevmediğimi iyi biliyorum burayı. ama şimdilerde stres atmak, kafamı dinlemek için gidilecek en iyi, en yakın yer deyince aklıma gelen tek yer olduğunu da iyi biliyorum. Hava ılık, çimenler yemyeşil ve heryer rengarenk lalelere süslenmiş olunca doğaya vurduk kendimizi. SalihaBetül yatıp yuvarlandı çimenlerde. Tadını çıkardı hatta.
Ve pazar.. Bu gün de yatmadık, tembellik etmedik.. Hatta pazar gününe göre erken kalkıp, sofrayı kurup bekledik bile. Maaile kahvaltı keyfi, sohbet, muhabbet derken yine saldık kendimizi çayıra :) Çocuklar bir saniye durmadılar yerinde. Bir oraya koştular, bir buraya, bir yuvarlandılar, bir hopladılar, zıpladılar, bol bol terlediler, rüzgar yediler mi acaba diye endişelendirdiler.. ama çok çok güldüler..
Birkaç saat sonra uçurtma tepesine yöneldik.. Tepeye çıkarken evde kızlar için hazırladığım sepeti taşımada biraz sorun yaşadılar, zira paylaşamadılar. İçine yorulduklarında oturabilsinler rahatça yayılabilsinler diye bir küçük örtü, boya kalemleri ve defter, iki tane bebek, su ve meyve koymuştum. Sepet içeriği pek uygun olmasa da bizimkiler kendilerini piknik yapıyor sandılar. Hoplaya zıplaya itişe kakışa tırmandılar tepeyi..Nasıl bir hızla tırmandıklarına ben bile inanamadım.
Ve elbette buraya geliş amacımız yine yeniden uçurtma idi.. Biliyorum ögk geldi hepimize uçurtmalı yazılardan ama bu işin tam mevsiminin ilkbahar olduğunu keşfedince böyle oldu birkaç haftadır işte.. Böylelikle ilkokuldayken bize ögretilen sonbaharda uçurtma uçurulur devri bitmiştir, zira artık sonbahar sonbahar değil, direkt kış ve çetin kış olarak geçmekte. Daha elimizden bırakmamızla havalandı yine uçurtmamız, Bir SalihaBetül bir MerveEce, bazen ikisi birlikte, bazen de babasıyla dönüşümlü uçurdular. Ve fotografta görüldüğü üzere kah ayakta, kah dans ederek, kah da yan gelip yatarak uçurdular uçurtmayı. Her zamankinden farklı olarak bu sefer gökyüzü uçurtma kaynıyordu, öyle ki bazen birbirlerine dolaşma tehlikesi bile atlattık. Ayrıca rüzgar da öyle kuvvetliydi ki uçurtma adeta türbülansa girdi. Çocuklar sert rüzgara karşı tek başına ipi tutamadılar, babası da bellerine bağlamakla çözüm buldu.. Ya rüzgar bizi de alır götürürse diye espriler bile yapıldı :)
Biraz resim biraz daha koşturmaca.. Uçurtma tepesinden yuvarlana yuvarlana inmeye alışınca kaldırımda da yuvarlanmak istemece.. Derken akşamı ettik. Öyle yorgundular ki, gayet acıkmış olan karınlarını doyururken bile adeta gözlerinden uyku akıyordu her ikisinin de.
Günün sonunda eve dönüş yolunda her ikisi de arabada sızdılar.. Bizimki öyle yorgundu ki sorulan sorulara cevap vermekten aciz, "konuşmak istemiyorum, ağzım yoruldu" bile dedi.. Bizim de bol bol yeşil fotografımız olmuştu. Her biri doğal ışığın da etkisi ile öyle güzel ve renkliydi ki..
Son olarak gittiğimiz restorandaki salıncakta sallanırken bağıra bağıra söyledikleri bu tekerleme ile veda etmek isterim.
Saçlarım lüleli
Eteklerim pileli
Doktor sana ne dedi
Beş yumurta ye dedi
Yedin mi? Yemedim
İçtin mi? İçmedim
Ah karnım, vah karnım
Hastayım doktorcuğum
Her günümüz rengarenk, neşe ile geçsin. Yine yeniden yorgun bir çalışma haftasında ise bu kayıt bana moral olsun :)
3 yorum:
Fısstıkk ne tatlısın sen böylee :))
uçurtma tepesini merak etmeye başladım :) dinlenik bir hafta dilerim ;)
ferim sana baktıkça ne kadar tembelim demeden edemiyorum...ne zamandır zeynep de uçurtma türküsü çağırıyor ama ben de tık yok bari bir boş günde bir spil yapalım özendirdin beni
Yorum Gönder