Sayfalar

29 Şubat 2012 Çarşamba

Dede'ye mektup

Geçtiğimiz hafta dedesinin doğum günüydü. Onun için dedesinin, kendisinin ve anneannesinin resmini yaptı. Akıl edip onun bir fotografını çekmemişim, keşke çekseymişim.. Zira dedesini yazın gördüğündeki gibi keçi sakallı, gözlüklü çizdi, bu ayrıntıları unutmamış olmasına çok şaşırdım.. Resmin yanı sıra başka bir kağıda da kendince yazmak istediklerini yazdı. Ben de mealini yazdım altına, dedesi onun lisanını bilmediği için. Zarfa koyup hediyesi ile birlikte gönderdik. Hergün acaba ulaşmış mıdır diye heyecanla gelecek haberi bekliyoruz. En son gecen c.tesi dayanamayıp sorduk bile eve gelen giden yok mu diye.. Yokmuş.. Tabi bunda benim eviin adresi ile alakadar olmadığım için biraz yanlış bir adres yazmış olabilme ihtimalim de var, malesef... Bir yandan da özel bir kargo değil de atmosferi görebilmek için ptt ile göndermeyi tercih etmemiz sebebi ile epey gecikti paketin ulaşması.. Olsun dedik, geç ulaşacak da olsa postalama rutinini yapmak, posta arabaları, postacılar ve mektuplar hakkında konuşup olayın içinde olmak onu çok mutlu etti. "Şimdi dedemin hediyesi postacının çantasına bindi dedeme yola çıktı di mi?" deyip durdu.. Biz gönderirken çok keyif aldık, inşallah dedesi de begenir..Vesile ile postaneden postaladığımız ilk mektup da dedesine gitmiş oldu.. 

Bu vesile ile canım babacım, kızımın güzel dedesi.. Doğum günün gecikmiş de olsa kutlu olsun, sağlık ve huzur dolu bir ömür versin..

28 Şubat 2012 Salı

Bi Daha Yok Almıyım..

C.tesi geceleri sandığımın ya da umduğumun mu demeliydim aksine hiç macerasız, sıfır sorunlar, mızıldamasız, ekstra mışıl mışıl uyuma ile geçmiş.. Çok bozuldum bildiğiniz gibi değil. Her gece bir kere uyanan çocuk hadi bilemedin uyur gezer modda o yatagından illa kalkıp bizim yatagımıza gelen çocuk deliksiz uyumuş iyi mi.. Gece uyuma vakti haydi deyince MeryemNur'un annesi "annem bana mutlaka kitap okurdu" demiş. Okumuşlar. Sonra ""annem bana iki tane kitap okurdu" demiş.. İkinciyi de okumuş sabırlı arkadaşım.. Sonrası gelmiş yine, "annem bana 3 tane 4 tane 100 tane 1000 tane kitap okurdu" demiş. Arkadaşım yememiş tabi bu numarayı.. Yatmışlar karşılıklı, hemencecik de uyuyuvermişler..Bir kere bile uyanmaz mı, mızıldamaz mı yahu.. Şaştık kaldık.. Üstüne üstelik kıskandık da.. Gece annem diye mızıldanır fikrimden o kadar emindim ki gayet ciddi bir hayal kırıklığı da yaşadım.. Neyse kazasız belasız geçen günün sabahında belki kahvaltıda bizi arar umudu ile aradık.. Bizim hanım kahvaltısını çoktaaan yapmış, ellerini yıkarken denk getirmişiz, şimdi konuşamam diye reddetti bizi.. Ağlayabilirdim sanırım o an.. sinirden mi kıskançlıktan mı neden?? Epeydir kıskançlık duygusundan uzak oldugumu farkettim.. Sonra merhameti kabardı bizimkinin de aradı neyse ki.. Gelip alalım mı seni diye sorunca da "şimdi hazırlanıyoruz parka gidicez, biraz daha oynıyalım lüffen lüfeeen" dedi.. Ne denir ki kabul ettik.. Sessiz, sakin, ilk defa karşılıklı bir kahvaltı ettik eşimle. Nasıl değişik geldi her ikimize de.. Yer yer hüzünlü ...
Almaya gittiğimizde parktan dönüyorlardı.. Özlememiş hiç bizi diye düşünüyorduk ama hemen anneeem babaaaam diye sarıldı dizlerimize. Pek duygusaldı canım.. Babası pazar günü eger güneş olursa onu parka götürmeye söz vermişti, bizimki de günlerce dua etmişti..  bulutlar yağmur dolmasın da grileşmesin diye.. güneş gri bulutların arkasına saklanmasın diye...  SekaPark'a yöneldik en kısa yoldan.. Özlemiş babasını çok, sarıldılar, yürüdüler, hoplayıp zıpladılar, sarmaş dolaş sohbet ettiler. Ben de onları geriden geriden izledim hep..  Dışarıda onlar el ele dolaşırken kendi kendime takılmayı da ögrendim, bununla da mutlu olmayı ögrendim ya.. 

26 Şubat 2012 Pazar

Farkında olmak

Bugünlerdeki mevzumuz elim, ayağım, kulağım, midem, yemek borum...vs olmasadı ne olurdu ? Sıkça bunları konuşuyoruz son günlerde.. Kendinin organlarının farkına varıyor belli ki, ne işe yaradıkları ile ilgili yorumlar yapıp ilginç tespitler yapmaya çalışıyor. 
"Kollarımız olmasaydı ne olurdu annecim biliyor musun, ben sana kocaman sarılamazdım.. " deyip duygulandırıyor..  ya da "ağzımız olmasaydı ne olurdu annecim biliyor musun, yemek yiyemezdik, konuşamazdık dedikten sonra uzata uzata esneyemezdiiik" diyerek de şaşırtıyor.. Ama iş artık el, kol, ağız dan sonra cıvtıp da "popomuz olmasaydı ne olurdu biliyor musun" a gelince ooeh dedirtiyor. Cevabı "elbette oturamazdık, kaykaydan kayamazdık" başka bişey değil ona göre yani.. "başka ne yapılır ki zaten" diye gülümsetiyor, hatta istemsizce kahkaha bile attırıyor ... 
Biz böyle farkındalıklardan dem vurup felsefe yaparken bu akşam o odasında değil başka bir yerde uyuyor Her zamanki gibi evlerine gittiğimiz MeryemNur'dan ayrılmak istememişti, ben de blöf yapıp kalmak isterse kalabileceğini söyledim. Her zaman bu numarayı yer bizimle gelmeyi tercih ederdi. Bu akşam "Tamam kalıcam" dedi. Ne desek bilemedik, zira önce izin verir gibi olup sonra yan çizmek de istemedik. El mahkum izin verdik kalmasına. Ayrılırken defalarca öptüm, sarıldım.. bir ümit belki vazgeçer diye bekledim ama ardımdan gayet mutlu mesut el salladı. "Sadece bu gece kalıcam annecim, hep kalmıycam ama de meeee" diye de ekledi. Şu saat oldu asayiş berkemalmiş o tarafta, fakat aynı şeyi kendim için söyleyebilmem pek mümkün değil. O yatagında uyurken hiç farkında değilmişiz onun bizimle olmasından, yatagında uyuyor oluşunun bize kattığı huzurdan.. Ne biliyim garip bir duygu imiş bu da be günlük, çok içerledim, garipsedim yokluğunu doğrusu. 

Allah alıştıklarımızın yokluğu ile sınamasın bizi.. Her daim sahip olduklarımızın farkına varabilmeyi, bu duruma da şükredebilmeyi unutmayalım. 

16 Şubat 2012 Perşembe

Keyifli / Keyifsiz

Okul çıkışı Hat öğretmeni ile arabada gidiyoruz.. Bir yandan da sohbet ediyoruz. Konu hat yazarken keyif alıp almadığına geldi.. Düşünmeden "Evet" diye yanıtladı.. Ardından peşi sıra ekledi.."Mesela ağzıma kiraz gelmiş gibi keyif alıyorum, çilek gelmiş gibi, karpuz yemişim gibi....vs vs Hiç yemediğim şeyi yemiş gibi"... Bişiy diyemedik, öylece kalakaldık.. Gülmekten katılarak.. İlahi SalihaBetül ..

Kıştan sıkıldı zaar.. Osa ben hiç sıkılmadım kardan, buz gibi ayazlı soğuktan, yağmurdan..

Bu arada kalbimiz Gamze ile birlikte atıyor son günlerde.. O yüzden bir keyifli bir keyifsiz hallerimiz..

6 Şubat 2012 Pazartesi

Her Bakımdan Doyurucu: İstanbul...

Yarı yıl tatilinin başlaması ile babaanneyi İstanbul'a uğurlamıştık, diğer torunları ile hasret gidermek istediği için.. Bu hafta sonu eve dönecekti, bizim O'nu almak için İstanbul'a gitmemiz gerekiyordu, babacık bu hafta her haftakinden farklı olarak C.tesi çalşmayacaktı.. vs. vs. işte.. Bize bahane çoktu. Hemen acil elem planı geliştirilmeliydi, iş yine başa düştü.. 

Sabah baba-kız başbaşa vakit geçirsinler yine diye kendimi feda ettim onlara bir tiyatro oyunu ayarladım.. Maksat hem bir de İstanbul'un tiyatro sahnelerini görmekti. Yaşına uygun oyun bulamamıştık evet, ama yine de internetten biletleri aldım Çiçek Prenses oyununa.. Onlar oyundayken ben de aynı binadaki Prof. Dr. Süheyl Ünver Kütüphanesinde kitabımı okudum.. 1 saat kadar kendi kendime kalmak yine çok iyi gelmişti doğrusu.. Oyun bittiğinde memnuniyeti yüzünden okunuyordu.. Onun memnuniyeti bizim memnuniyetimiz oldu. Eşime göre konu çok güzel fakat yaşına uygun değilmiş.. Bunu biliyorduk, şaşırmadık, aksine oyundaki kimi tespitleri ve soruları ile avunduk.. 

Sonra attık kendimizi yollara.. En kısa yoldan Harem'e geçip arabalı vapurda aldık soluğu.. Elimizde simitimiz ile.. Martıları besledik, mis gibi havayı içimize çektik, denizi doğayı martıları izleyip konuştuk.. Daha evvel Armutlu tatilinde deniz anaların bol bol gören SalihaBetül, İstanbul'un deniz analarını tanıyamadı.. Dikkatlice denize bakıp, "Annecim, insanlar ne pis, di mi.. Baksana denize poşet atmışlar" dedi.. Onların deniz anası olduğuna dair hiç bir açıklamamızı dinlemek istemezcesine; "baksana baksana, poşetin sapı bile var" deyip bizi bizden aldı.. Ve tabii ki Rapunzelin Kulesi de vardı.. Bu kez çok üzerinde durulmadı, zira artık öykü beyninde iyice oturmuştu.. Sözün özü bol muhabbetli, baba ile çok başbaşalı, süper güneşli bir yolculuk oldu. Çok sevdik, çok eğlendik.. 
Ardından izlediğimiz rota çok karışıktı. Bizi çok rahatlatacak, gevşetecek, hiçbir amacı olmayacak, bol yeme içmeli bişiyler yapmak istedik, kısmen yapabildik.. Neler yapmadık ki.. Önce biraz Mısır Çarşısı, Eminönü, Sirkeci, ara sokaklar, arka sokaklar.. Oradan eşimin uzun zamandır gidelim deyip durduğu Karaköy Güllüoğlu.. Ardından yediklerimizi eritelim niyetinden bağımsız, sadece canımız öyle çektiği için Karaköy'den çıktık yola.. Galata köprüsü, balıkçılar, oltalar, vapurlar, ikindiyii geçen vakit, batmaya yakın akşamüstü güneşi vakti.. Nasıl dikkatlice izledi balık tutanları.. Bir tek o değil, o sallanan köprüde yürümek bizim bile içimizi boşaltmıştı.. Boşaltıp yerini güzelliklerle doldurmuştu.. Tüm köprüyü oflamadan yürüyüp vapur iskelelerine yaklaştığımızda; babasını tutup bir yere oturttu, "hadi babacım anneme yorulmuş gibi yapalım" dedi.. Asıl maksadını bir türlü göstermedi.. Kendine güldürdü yine afacan.. Ve akşam dönüşünü o kızıllık vaktine denk getirmeye çalıştık ki biraz daha doyalım güzel manzaraya.. Vapurun üst katına çıktık.. onlar sohbete ben fotograf makineme doyamadık..  
 





Üsküdar'da vapurdan inip, ısrarlarıma dayanamayan ve yorulmadan Harem'e yürüyen zavallılar bizdik.. Kabul ediyorum tüm suçlusu bendim..  Ama yine yol boyu sohbete değmişti bence..Kız kulesini ışıklı ve daha yakından da görmüş oldu bu vesile ile.. Her açıdan iyi oldu bence. Çok keyifliydi.. Nihayet amcanın evine, çok sevgili kuzenlerine kavuşmuştu SalihaBetül.. Birlikte çok güzel vakit geçirdiler, minimum itişip kakışma ile geçirdiler saatlerini. Günün sonunda birlikte kikirdeyerek giydiler pijamalarını, dişfırçasını getirmediğimiz SalihaBetül ufak bir kriz yaşatsa da az hasarla girdiler Ece'nin yatağına. Kapıdan gizlice tüm hane halkı izledik herhalde sırayla.. Ha evet pardon ben ve Ece'nin annesi ikişer kere baktık kapıdan :) Nihayetinde uyudular mı: evet uyudular.. En son odaya girdiğimde bu haldeydiler.. 
Pazar günü, amcanın sürpriz hamlesi ile Florya Akvaryum'a gitmek üzere planlar yaptık.. Ve maaile yapılan kahvaltı, ardından içilen türk kahveleri ardından çıktık yola. Biraz tıkanır gibi olan trafik bizi korkutsa da çok da vakitsiz olmadan vardık. Evet, girdik gezdik filan ama başta ben olmak üzere yetişkinler genel olarak hiç ama hiç beğenmedik.. Hatta ben o kadar beğenmedim ki hafiften gıcık bile oldum.. Zaten akvaryumlara, kafeslere cidden inanılmaz önyargılıyım, insanlığın bilmesi, ögrenmesi için bile olsa bir canlının kendi doğal yaşamından alıkonulmasına insanların kameralarla bir oraya bir buraya koşmasını doğru bulmuyorum. Fakat sen yapmadın mı diyecek olursanız da, verecek güzel bir cevabımın olmadığını söyleyebilirim.. Her ne kadar her fırsatta asıl olması gereken şeyi çocugumuza anlatmış olsak da bu oraya para verip güçlendirdiğimiz gerçeğini yok saymıyor.. Çok uzatmak doğru değil, bunlar işin "bence" kısmı.. Akvaryumla ilgili olarak vasat oldugunu söyleyebilirim. Hatta giriş ücretine göre "değmez" bile diyebilirim.. En güzel kısmı Yağmur ormanları kısmı idi. Tam çıkışta herkeste olumlu bir iz bırakmak için olsa gerek, turun en sonuna eklenmiş.. Girer girmez bizim kız bayıldı.. "vuaaaw babacım burası çok maceralı bir yeer" diye de sevinç çığlıkları atladı.. İçerisi tam da yağmur ormanları iklimini yansıtmak için ısıtılmış, nemlendirilmiş ve o nemin oluşturduğu yağmurların hafiften kendini hissettirdiği bir tropik orman olarak tasarlanmış.. İtiraf ediyorum burayı begendim.. İçeride yalnızca 60 kg oldugu söylenen bir dev fare, bir minik timsah ve piranalar vardı.. Tropik ağaçların içinde gezinip keşfe çıkan miniklerin zevkini izlemek ise en güzeliydi.. 
Gezi bitiminde yol üstünde gördüğümüz Has Kral Hatay sofrasına girmemek olmazdı..Üstelik sevgili eşim son günlerde kara yolu ile umreye gittiklerinde tadıp da tadına doyamadığı arap, lübnan, ürdün mutfağına en yakın mutfağa merak salmışken, onu bu kadar mutlu edeceğini biliyorken.. Bu kez pişman olmadan, keyifle bozduğumuz diyetlerimin fotograflarını paylaşmaktan dolayı kızmayacağım kendime. Bir anı bunlar deyip gülümseyeceğim sadece.. Hem gezme açısndan, hem sohbet muhabbet açısından doyurucu, keyif ve eglencenin yanısıra gözleri ve mideleri aynı anda doyuran bir hafta sonu oldu bize..İşte tüm haftasonunun kısa, öz ve leziz özeti budur efendim.

Güzel bir hafta olsun, hayırlı bir ikinci dönem olsun inşallah...

2 Şubat 2012 Perşembe

Ne Zaman Büyüdük..

Pazartesi teyze geldi Aydın'dan.. Tutturdu gelin, özledim diye.. Gece baba çalışacak olunca, haydi deyip kalkıp gittik.. Kar yağıyordu, ne olur ne olmaz diye minibüsle gittik.. Sakarya-İzmit minibüsleri tam bir facia.. Pişman olduk.. Sonra kar yağdı.. yağdı, yağdı.. Ne yağdı ama.. Birikti üstelik; donan karların üstüne.. Ve geçen senenin aksine aralıksız yağıp yerden de kalkmadı.. Kalkmayacakmış gibi de duruyor hani.. Teyzenin evine inen hafif yokuş da buzlanmıştı.. Oradan kayan mahallenin çocuklarını görüp bi aşka geldi bizimki.. Heyecanlandı, kaymak istedi.. Önce ellerinden tutup kadırdık, ııh olmadı. Alışveriş poşetlerinden birini boşaltıp oturttuk üstüne.. Arkasından ittirerek bazen de bacaklarından çekerek kaydırdık..  Aman ne kahkahalar attı, ne mutlu oldu anlatamam.. Biz de çok değil belki bi 10 sene öncesine kadar sanki böyle bir ekşında çok mutlu olmayacakmışız gibi SalihaBetül sıkılsa da eve gitsek moduna girmiştik.. 
Düşünüyorum da çocukken kar yağdı mı sevinçten uyuyamazdık, üşümek nedir, ıslanmak nedir hiç düşünmezdik bile.. Başlarda kar yağdıkça; "aman ne güzel, pek tatlı yağıyorlar" dedirtirken; yağdıkça yağınca "akşama biter herhalde" dedirtti bana..  Akşam oldu perdeler kapandı, görmeyince bitti sandık.. Ama yok, çaylarımızı yudumlarken perdeyi aralayıp bir bakalım dedik, sokak lambasındaki romantik yağış yerini tipiye bırakmıştı.. Bunu gören evin çocukları (teyze-Harun-SalihaBetül) sevinç çığlıkları atıp dışarı  çıkma planları yapmışlardı bile.. Hiiç üşenmeden kalktılar, sıcacık evi bıraktılar, giyindiler kuşandılar ve aşağıya indiler.. O an düşündüm hiç bir kuvvet beni yerimden kaldıramazdı.. Tamam itiraf ediyorum, belki bir ihtimal eşim yanımda olsaydı ve  hadi inelim deseydi çıkardım ama onlar aşağıda eğlendikçe en ufak bir kıpırtı hissetmedim içimde ya hu.. Aklımda varsa yoksa yarın eve nasıl gideriz? vardı.. Ha bir de baştan aşağıya ıslanmış olması muhtemel SalihaBetül'ü giydirmek, üşüyüp üşümediğini merak etmek, öksürür mü ya da keyfi kaçar mı diye tasalanmak da vardı..
Evden yeni çıkan SalihaBetül ve eve girmek istemeyen SalihaBetül arasındaki farkı bulunuz...
Ne kadar çok kararmış içim ya hu.. Belki yanan boğazımın etkisidir, belki de pazartesi atkısız şalsız dışarı çıkıp o sert rüzgarı yedikten sonra çatlayan dudaklarım, yanaklarımın verdiği gerginlik.. Kim bilir.. Ah ben asıl sebebini biliyorum bunun, okulun açılmasına birkaç gün kala arabayı çıkaramayışımız, gönlümüzce yapmak istediklerimizi yapamayışımız bence.. Evet evet kesin bu, yoksa konunun benim yaşlanmamla ne alakası olabilir ki...

31 Ocak 2012 Salı

Felsefe Pazarı

Pazarları ve Pazar günleri evde olmayı sever olduk.. Bizim kız babasının çalışma saatlerinden şikayet edeli beri evde maaile olmaktan, vakit geçirmekten ekstra haz alır olduk ailecek.. Bu pazar da evdeydik.. C.tesi geç atmamdan kaynaklı Pazar çoook geç kalkmalarım meşhur oldu benim.. Tabi bunda pek sevgili eşimin buna imkan oluşturmasının ve hazırlanmış sofraya uyandırmaya alıştırmasının da katkısı büyük.. Epey güzel bir kahvaltı ardından her zamankinden farklı hiç ama hiç söylenmeden ben işlere giriştim, SalihaBetül ve babası da onlara hazırladığım oyun masasına.. Ben bulaşıkları yerleştirdim, evi dertop edip çamaşır filan hallettim çok büyük bi hızla.. onlar da pek keyifle oyun hamurlarına daldılar.. Ben işleri çok büyük bir huzurla bitirmiştim ki; artık değil onlara ilişmek, yanlarına gidip rahatsız bile etmek istemedim. Süper anne hazzının gazı ile hayatımda ilk defa hazır paket suflelerden -markette süper indirimdeydi, dayanamayıp almıştım- yaptım.. Zaten hepi topu pişmesiyle filan yarım saat oldu.. O esnada bi yandan suflenin bulaşıklarını hallederken öte yandan da makineye kahveyi koydum.. Çok pis gaza gelmiştim, çıkardım en sevdiğim ama hep üşengeçlikten kullanmayı unuttuğum kahve fincanlarımı ve katıldım aralarına.. Sufle kaplarınn rezilliğini görmezden gelin artık..

Geldiğimde hamurlar kalkmış kitaplarla uğraşıyorlardı... Ne güzeldi.. Ben coşmuştum, e bizim bey de coştu, hadi yemege gidelim deyip hepimizi coşturdu :) Kendimden utanarak yazıyorum ki diyetin içine ettim. AntakyaSofrası adında yeni keşfettiği çok zararlı biryere gittik. Neler yediğimizden filan asla bahsetmeyeceğim, o sebeple bu konuyu hemen kapatıyorum.. Ha buraya nereden gelmiştik.. Yemege giderken bizim kız birden bizi sustururcasına bir ses tonu ile "Anne, biz bugün uyumadık mı?" diye soruverdi.. "Ee şey kem küm -neden sordu acaba??- evet uyumadık kızım. Ne oldu, niye sordun?" diyebildim.. "Bugün neden uyumadık ki biz?" deyip sanki hani bi de "cık cık cık" dedi gibi geldi bize ama bilemedik işte.. Neyse ki dünün hikmeti bugün çıktı meydane.. Sabah uyanır uyanmaz; "annecim, dün çok güzel bir gündü di mi.. Ben hiç uyumak istemedim" dedi.. Gülsem mi ağlasam mı.. En iyisi biraz ağlayayım, biraz sevinçten, biraz üzüntüden biraz da huzurdan..

28 Ocak 2012 Cumartesi

Şimdilik Tatilin Getirdikleri...

Tatilimiz hızla geçiyor.. Çarşambaya kadar okuldaydık, kimi zaman akşamladık ama bitirdik işleri, soluklanmayı hakettik.. Uzun zamandan sonra perşembe pazarına bile gittik.. Yağmur yağmıyordu ama tehlikenin geldiği belliydi.. Pazarda gezdik, pek birşey almadık ama eşelendik, her kumaşı elledik, tüm tezgahları gezdik, hiçbirinin hatrını kırmadık.. Biraz da taze sebze meyve aldık. Tam arabayı parkettiğimiz avm nin oto parkına gelmiştik ki birden yağmur bastırıverdi.. Ama ne yağmur. Poşetlerimizi arabaya attığımıza razı gelip attık kendimizi avm nin sinema salonuna. Gene koşa koşa yetiştik, patlamış mısırlarımızı da alıp girdik salona. 3 Boyut zararlı mı, bişiy olmaz mı çelişkilerimi bir kenara atıp, gözlüklerimizi de alıp girdik Çizmeli Kedi'ye.. Yerimiz son anda yetişmeye çalıştığımızdan kötüydü biraz, idare ettik.. SalihaBetül gıkını çıkarmadan oturup seyretti yine filmini. Ben gözlüklerden endişe etmiştim, çıkarıp atar sıkılır da sanmıştım ama utandırdı. Arada ögreten adam modunda filmle ilgili açıklamalar yaptıgımda ise şişşşt diye uyardı beni..İyi gitmişti herşey. Yumurta'dan, sürekli kılıç savaşı yapmalarından, çalmalarından, minik kazı kaçırmalarından ve nihayetinde minik kazın dev annesinin gelip şehre zarar vermesinden hiç ama hiç hoşlanmadı(k). Son bomba olarak uçurumun kenarından sarkan ve düşme tehlikesi yaşayan minik kaz için ise "Çok duygulandım, ağlıycam annecim galiba" dedi; dudakları titreterek.. Sonuç itibariyle yağmurdan korunup, değişik  bi tecrübe edinmiş olduk ama ben şahsi olarak hiç ama hiç begenmedim.. O Çizmeli Kedinin masum gözlerine rağmen...

Bunun dışında evde bol dinlenmeli, misafir ağırlamalı geçiyor tatilimiz. Evde daha çok kitap okuyup, evcilik onuyoruz.. Normal zamanda vaktimiz pek olmadığından yapamadığımız suluboyaları çıkardık meydana, patates baskısı bile yaptık.. Kaldı 1 hafta diyoruz şimdiden.. Günler ne getirecek bilinmez.. Sağlık sıhhat huzur olsun da..

23 Ocak 2012 Pazartesi

Annelere Özgürlük..


** Biraz sonra anlatacaklarım çok kişiseldir, abartmalarımdan dolayı da sıkılacak olanlardan af dileyeyim öncelikle.. 
Anlatacaklarım dün gece gördüğüm bir rüya değil.. Hayalim hiç değil.. Kendiliğinden gelişen, belki hayalini kur desen bu kadarını benim bile beceremeyeceğim bir tatlı Pazar günü işte...
Sabah babası ile erkenden kalkıp bisikletle mahalle berberi klasiklerini gerçekleştirmişler. Geldiklerinde hala uyuyordum ki uyanıp saate baktığımda ben bile utandım, ne yalan söyliyim.. Sonra yola çıktık, önce onları tiyatroya bırakıp, çıkış saatini beklemek üzere kuruldum bir sıcak kafe koltuguna.. İçimi nasıl bir özgürlük duygusu kapladı, nasıl da hafiflemiştim.. Benim özgürlüğümün özetiydi bunlar pek tabii..  Günler değil, haftalar, aylar da değil dile kolay 3 yıldan fazladır eline bir "roman" (kitap demiyorum yalnız, roman.. durum o kadar vahim değil anlaşılsın diye:)) almadıysan, hele de okudugun sayfalar süresince kimseyle hiç birşey konuşmadan safi, tertemiz sessizlikte bulduysan kendini...Tıpkı benim gibi... Sonra yine müsade isteyip masana kurulan bir ton ton teyze ile sohbetin dibine vurup memleketi kurtarmaya çalışırken diğer yandan bir çocugun peşinden koşmadıysan benim gibi... Masadaki şekerler hiç etrafa saçılmadı ise... Bu minik ayrıntılar bile kendine getirir seni..  Az mı şeylerdir bunlar..
Ya sonra??  Sonra baba kız eve giderlerken babanın torpili ile arabaya atlayıp başlamasına az bir süre kala ışık hızı ile vardım avm ye.. arabayı kalabalıktan ötürü park edemeyip yetişemeyeceğimi düşünürken, normalde bir çocukla asla olamayacağım kadar hızla biletimi alıp kuruldum salona.. Ben bile inanamadım kendime .. Çok mu abartyorum. Yok abartmıyorum, düşündükçe "Dur kızım, biraz sessiz olalım....vs" cümleleri kurmadan ve neredeyse 3 saat boyunca hiç ama hiç konuşmadan efendi gibi izledim filmimi.. Ses tellerim artık konuşmamaktan, laf anlatmamaktan dolayı bir minik öksürüğe bile ihtiyaç duydu.. Sonra eve geldiğimde dışarıdan evin yanan ışığının içimi ısıtması.. Kapıyı açtığımda heyecanla bana bensiz iken yaptıklarını anlatmaya kurulu bir çocuk ve gülümseyerek onu seyreden güleryüzlü bir eş.. Peki daha üstünü başını çıkarmadan; miniğinin sana sürprizlerini sıralaması mı, yoksa eşinin bişeyler içer misin diye sorması mıdır en keyif veren...
İşte benim istediğim bundan fazlası değil-miş-.. Bir çocugu mutlu etmenin yolu onun annesini mutlu etmekten geçermiş.. Sanırım hayatımda aldığım en güzel en manalı karne hediyesi oldu benim için.. Teşekkürler... (Karne hediyesi dediğim şey elbette mecazi anlamda)
**Ben yokken neler yaptıklarını çok merak etmedim açıkçası.. Mutlu olduklarından pek emindim.. Hiç kıskanmadım... Önce Robinson dans öğreniyor u seyretmişler. Sonra da evde mimarinin, fantastik oyunların dibine vurmuşlar.. Ee alan memnun satan memnun, biz çıkalım kerevetine :) 

19 Ocak 2012 Perşembe

Günün Tespiti Budur Efenim

Hüsn-i Hat öğretmeni gelemediğinden ders iptal edilmiştir. Okula da gitmiyoruzdur.. Ağır ağır edilen kahvaltıdan sonra anne güzel bi müzik açmış kahvesini yudumlamaktadır. Hergün dışarı çıkmaya alışkın SalihaBetül bu yavaşlığı, bu ahenki begenmemiş olacak ki;
"Annecim, bugün bize misafir mi gelicek"
"Yoo annecim, kimse gelmiycek"
"Ee peki neden o zaman evde bekliyoruz.."
"Bugün evde oturma günü annecim.."
"Yaa of yaa, misafir gelsin evimize, benim canım çok sıkıldı.."
Tüm gün normalde izleyemediği(!) çizgifilmlerin canına okudu. Bulaşık makinasını yerleştirmeme yardım edip yine kek yapalım istedi. Günün sonunda; "evde olmaktan hoşlandın mı ?"sorusuna, "evet, evde oturmak güzelmiş" dedi.. 


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...