Yarı yıl tatilinin başlaması ile babaanneyi İstanbul'a uğurlamıştık, diğer torunları ile hasret gidermek istediği için.. Bu hafta sonu eve dönecekti, bizim O'nu almak için İstanbul'a gitmemiz gerekiyordu, babacık bu hafta her haftakinden farklı olarak C.tesi çalşmayacaktı.. vs. vs. işte.. Bize bahane çoktu. Hemen acil elem planı geliştirilmeliydi, iş yine başa düştü..
Sabah baba-kız başbaşa vakit geçirsinler yine diye kendimi feda ettim onlara bir tiyatro oyunu ayarladım.. Maksat hem bir de İstanbul'un tiyatro sahnelerini görmekti. Yaşına uygun oyun bulamamıştık evet, ama yine de internetten biletleri aldım
Çiçek Prenses oyununa.. Onlar oyundayken ben de aynı binadaki Prof. Dr. Süheyl Ünver Kütüphanesinde kitabımı okudum.. 1 saat kadar kendi kendime kalmak yine çok iyi gelmişti doğrusu.. Oyun bittiğinde memnuniyeti yüzünden okunuyordu.. Onun memnuniyeti bizim memnuniyetimiz oldu. Eşime göre konu çok güzel fakat yaşına uygun değilmiş.. Bunu biliyorduk, şaşırmadık, aksine oyundaki kimi tespitleri ve soruları ile avunduk..

Sonra attık kendimizi yollara.. En kısa yoldan Harem'e geçip arabalı vapurda aldık soluğu.. Elimizde simitimiz ile.. Martıları besledik, mis gibi havayı içimize çektik, denizi doğayı martıları izleyip konuştuk.. Daha evvel Armutlu tatilinde deniz anaların bol bol gören SalihaBetül, İstanbul'un deniz analarını tanıyamadı.. Dikkatlice denize bakıp, "Annecim, insanlar ne pis, di mi.. Baksana denize poşet atmışlar" dedi.. Onların deniz anası olduğuna dair hiç bir açıklamamızı dinlemek istemezcesine; "baksana baksana, poşetin sapı bile var" deyip bizi bizden aldı.. Ve tabii ki Rapunzelin Kulesi de vardı.. Bu kez çok üzerinde durulmadı, zira artık öykü beyninde iyice oturmuştu.. Sözün özü bol muhabbetli, baba ile çok başbaşalı, süper güneşli bir yolculuk oldu. Çok sevdik, çok eğlendik..

Ardından izlediğimiz rota çok karışıktı. Bizi çok rahatlatacak, gevşetecek, hiçbir amacı olmayacak, bol yeme içmeli bişiyler yapmak istedik, kısmen yapabildik.. Neler yapmadık ki.. Önce biraz Mısır Çarşısı, Eminönü, Sirkeci, ara sokaklar, arka sokaklar.. Oradan eşimin uzun zamandır gidelim deyip durduğu
Karaköy Güllüoğlu.. Ardından yediklerimizi eritelim niyetinden bağımsız, sadece canımız öyle çektiği için Karaköy'den çıktık yola.. Galata köprüsü, balıkçılar, oltalar, vapurlar, ikindiyii geçen vakit, batmaya yakın akşamüstü güneşi vakti.. Nasıl dikkatlice izledi balık tutanları.. Bir tek o değil, o sallanan köprüde yürümek bizim bile içimizi boşaltmıştı.. Boşaltıp yerini güzelliklerle doldurmuştu.. Tüm köprüyü oflamadan yürüyüp vapur iskelelerine yaklaştığımızda; babasını tutup bir yere oturttu, "hadi babacım anneme yorulmuş gibi yapalım" dedi.. Asıl maksadını bir türlü göstermedi.. Kendine güldürdü yine afacan.. Ve akşam dönüşünü o kızıllık vaktine denk getirmeye çalıştık ki biraz daha doyalım güzel manzaraya.. Vapurun üst katına çıktık.. onlar sohbete ben fotograf makineme doyamadık..



Üsküdar'da vapurdan inip, ısrarlarıma dayanamayan ve yorulmadan Harem'e yürüyen zavallılar bizdik.. Kabul ediyorum tüm suçlusu bendim.. Ama yine yol boyu sohbete değmişti bence..Kız kulesini ışıklı ve daha yakından da görmüş oldu bu vesile ile.. Her açıdan iyi oldu bence. Çok keyifliydi.. Nihayet amcanın evine, çok sevgili kuzenlerine kavuşmuştu SalihaBetül.. Birlikte çok güzel vakit geçirdiler, minimum itişip kakışma ile geçirdiler saatlerini. Günün sonunda birlikte kikirdeyerek giydiler pijamalarını, dişfırçasını getirmediğimiz SalihaBetül ufak bir kriz yaşatsa da az hasarla girdiler Ece'nin yatağına. Kapıdan gizlice tüm hane halkı izledik herhalde sırayla.. Ha evet pardon ben ve Ece'nin annesi ikişer kere baktık kapıdan :) Nihayetinde uyudular mı: evet uyudular.. En son odaya girdiğimde bu haldeydiler..

Pazar günü, amcanın sürpriz hamlesi ile
Florya Akvaryum'a gitmek üzere planlar yaptık.. Ve maaile yapılan kahvaltı, ardından içilen türk kahveleri ardından çıktık yola. Biraz tıkanır gibi olan trafik bizi korkutsa da çok da vakitsiz olmadan vardık. Evet, girdik gezdik filan ama başta ben olmak üzere yetişkinler genel olarak hiç ama hiç beğenmedik.. Hatta ben o kadar beğenmedim ki hafiften gıcık bile oldum.. Zaten akvaryumlara, kafeslere cidden inanılmaz önyargılıyım, insanlığın bilmesi, ögrenmesi için bile olsa bir canlının kendi doğal yaşamından alıkonulmasına insanların kameralarla bir oraya bir buraya koşmasını doğru bulmuyorum. Fakat sen yapmadın mı diyecek olursanız da, verecek güzel bir cevabımın olmadığını söyleyebilirim.. Her ne kadar her fırsatta asıl olması gereken şeyi çocugumuza anlatmış olsak da bu oraya para verip güçlendirdiğimiz gerçeğini yok saymıyor.. Çok uzatmak doğru değil, bunlar işin "bence" kısmı.. Akvaryumla ilgili olarak vasat oldugunu söyleyebilirim. Hatta giriş ücretine göre "değmez" bile diyebilirim.. En güzel kısmı Yağmur ormanları kısmı idi. Tam çıkışta herkeste olumlu bir iz bırakmak için olsa gerek, turun en sonuna eklenmiş.. Girer girmez bizim kız bayıldı.. "vuaaaw babacım burası çok maceralı bir yeer" diye de sevinç çığlıkları atladı.. İçerisi tam da yağmur ormanları iklimini yansıtmak için ısıtılmış, nemlendirilmiş ve o nemin oluşturduğu yağmurların hafiften kendini hissettirdiği bir tropik orman olarak tasarlanmış.. İtiraf ediyorum burayı begendim.. İçeride yalnızca 60 kg oldugu söylenen bir dev fare, bir minik timsah ve piranalar vardı.. Tropik ağaçların içinde gezinip keşfe çıkan miniklerin zevkini izlemek ise en güzeliydi..

Gezi bitiminde yol üstünde gördüğümüz
Has Kral Hatay sofrasına girmemek olmazdı..Üstelik sevgili eşim son günlerde kara yolu ile umreye gittiklerinde tadıp da tadına doyamadığı arap, lübnan, ürdün mutfağına en yakın mutfağa merak salmışken, onu bu kadar mutlu edeceğini biliyorken.. Bu kez pişman olmadan, keyifle bozduğumuz diyetlerimin fotograflarını paylaşmaktan dolayı kızmayacağım kendime. Bir anı bunlar deyip gülümseyeceğim sadece.. Hem gezme açısndan, hem sohbet muhabbet açısından doyurucu, keyif ve eglencenin yanısıra gözleri ve mideleri aynı anda doyuran bir hafta sonu oldu bize..İşte tüm haftasonunun kısa, öz ve leziz özeti budur efendim.
Güzel bir hafta olsun, hayırlı bir ikinci dönem olsun inşallah...