13 Eylül 2011 Salı

Umre Hatıraları..

Söze nerden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum; fakat aklımdakileri henüz taze iken bir an önce yazmam gerektiğini biliyorum. Öncelikle şunu söylemeliyim ki çok uzun bir yazı olacak ve yüksek oranda kişisel hatıra barındıracak.. Bilgi vereyim istedim..

Grubumuz 10 u çocuk olmak üzere 27 kişiden oluşuyordu. Daha evvel birbirini tanıyanlar da vardı, tanımayanlar da ama artık herkesin çok manalı bir arkadaşlığı oldu, zaten iyi arkadaş olanlar da dost oldular. 
Sabah aydınlanmadan hava alanına doğru yola çıkmıştık. Herkesin yüreği aynı heyecan ve duygusallıkla atıyordu.. Gözlerden belliydi.. Hepimiz güzel şeyler umuyorduk, en ufak bir aksiliği aklımızdan bile geçirmiyorduk. Hava alanına inince önceden sıkı dost olan Meryem ve SalihaBetül hoplaya zıplaya ortalığı birbirine kattılar. Yaramazlıkları ile değil de sevimlilikleri ile:) Henüz uyuyan EflinBerr onlara katılamadı ama daha sonraları epey tadını çıkardılar; cümbür cemaat. Valizler verildi, pasaport kontrolleri..vs derken uçağa varıp yerleştik. 
Doğdugundan beri birçok kere uçağa binmişti SalihaBetül, her uçak mevzusu çıktığında uçağa binip Aydın'a gittiğini hatırlarmış gibi  anlatır dururdu. O sebeple pek unutmuş sayılmazdı. E aynı zamanda gitmeden telefonla izlenen Kayyu serilerindeki uçak macerası da faydalı olmadı değil. Son uçağa binişi ile aradan 1 sene geçmiş olmasına rağmen..Oturur oturmaz kemerini bağlamak istedi. Kemerini çözersek uçaktan düşeceğini sandı ve bu durumdan biraz korktu. Uçak havalanırken ya da uçarken hiç bir sorun yaşamadık, neyse ki.. çok şükür.. Camdan dışarı seyretmeyi teklif ettiğimde de epey çekingen davrandı, gene "düşebilirim ama" dedi. Buna da alıştı neyse ki.. Zaten dile kolay 3,5 saatlik yolda illa ki o kemer açılacaktı, sıkılıp kurtlanacaktı. Hemen önümüzde oturan Meryemlerin koltuğa geçip boyama, evcilik.. artık Allah ne verdiyse oynadılar. Biz de Meryem'in annesi ile az da olsa sohbet edip dinlenebilmiş olduk.

Cidde'ye vardığımızda çöl sıcağını iliklerimize kadar hissettik. Yakıcı, kavurucu ama asla bunaltmayan, terletmeyen bir sıcak. Dile kolay "0 nem". Hemen olmasa da -Meryemin kaybolan pusetinin bulunmasından dolayı gecikmeli- otobüsümüze binip Mekke'ye otelimize doğru yola koyulduk. Nihayet dünyanın en güzel şehrine telbiyeler eşliğinde yüreklerimiz heyecanla atarak girdik. Mescidin minarelerini görebilir miyiz diye gözlerimiz hep otobüs camlarının ardındaydı. O da oldu, dahası da.. çok şükür.. Otelimize yerleştik, tam iftar vaktinde hem de. İftarımızı da yapıp hep birlikte Kabe'ye doğru yol aldık. Benim ilk görüşüm, ilk koklayışım değildi bu güzelliği ama bir öncekinde acaba bir daha görebilecek miyim diye çok sormuştum kendime. Onun şükrü kaplamıştı heryerimi.. Ayrıca o zamanlar en çok ettiğim duam da gerçekleşmişti işte. Yine eşimin elini tutuyordum, yine kayınvalidem de vardı.. ve işte; annem babam kızkardeşim.. En çok onlarla birlikte olabilmenin duasını etmiştim bir önceki ziyaretimde. Ne mutluydu ki duama sığdıramayacağım kadar, benim akledemeyeceğim kadar güzel insanları da katmıştı yanımıza. Minik güzel kızım da vardı. Ve onun kendisi kadar saf masum arkadaşları.. Kardeşimin eşi, farklı şeyler paylaştığımız arkadaşlarımız.. Aklıma gelir miydi ? Sanmıyorum.. Ama beni yaratan beni neyin mutlu edeceğini belli ki benden çok çok daha iyi biliyordu işte.. Çok şükür.. Şimdi gerçekleşmiş duamla yine boynum bükük, yine mahçup, elbette verdiği sözleri zaman zaman unuttuğundan utangaç bir şekilde karşında idim.. Yanımda eşim, minik masum kızım, ailem, arkadaşlarım..Yaşanan duygu yoğunluğunu tarif edebilmek kelimenin tam anlamı ile imkansız. Diliyorum ki her dileyen tadsın bu duyguyu..
İlk günün heyecanı ve aceleciliği ile ufak tefek kaybolmalar, buluşamamalar oldu. Biraz üzüldük o gece, biraz endişelendik, meraklandık ama neyse ki nerede olduğumuzu hatırlatan o güzel koku hep burnumuzda idi. Tadsız birşey olmadan sadece endişe ile tamamladık ilk gecemizi. Sabah namazına yakın otelimize dönüp dinlendik.
Ertesi gün yine iftar vaktinde gittik mescide. Tam gitmek üzere hazırlanırken Meryem'in ablası Meysa ve diğer abla kardeş Suda Nur ile Eflin Berr ile birlikte otelde kalacaklarını duyan SalihaBetül ben de onlarla kalıcam diye tutturdu. Ne yaptıysak o fikrinden caymadı, ne dedilerse de benim içim rahat etmedi. Ama bizim kız öyle bakışlar atıyordu ki ve uslu duracağına dair öyle sözler veriyordu ki denemekte fayda var diyerek bıraktım. Giderken "Meysa sizin öğretmeniniz, o ne derse yapıcaksınız ve sözünü dinleyeceksiniz" diye tembihledik. Yanlarına da bir telefon bırakarak elbette. Teravih namazıydı, gece namazıydı arada bir de tavaftı derken su gibi akıp geçti bize zaman ama acaba oteldekiler için aynı durum mu söz konusuydu diye düşünmeden edemedi bir yanımız. Otele döndüğümüzde gördüğüm sahne karşısında gözyaşlarımı tutamamıştım. Çünkü bizim küçük annemiz bütün çocukları yedirmiş içirmiş ve uyutmuştu. Kendisi de bir yataga uzanmış bizim gelişimizi bekliyordu. Hatta öyle ki kucağıma aldığımda SalihaBetül'ün sırtına havlu bile koymuştu. Gerçekten inanılmaz duygulanmıştık hepimiz de. Allah'ın en büyük yardımı daha ilk günden gelivermişti işte.
Fakat takip eden günler pek böyle geçti diyemem zira öğretmen disiplininden pek hoşlanmayan SalihaBetül artık "kalıcam" diye değil ben de gelicem diye tutturdu. Ne de olsa otel odasıydı, sıkıcıydı.. Kısıtlı oyuncak ve geçirmesi gereken çook uzun bir zaman vardı. Bu durum çok da zoruma gitmedi doğrusu zira o oteldeyken içim pek rahat etmiyordu. Artık birlikte gelip gidiyorduk SalihaBetül ile. Eşim grupla ilgilendiğinden bizim bebek bakımını paylaşmak gibi bir lüksümüz de olmadı malesef. Hal böyle olunca iş başa düştü. Sabah namazı ile yatıp öğle vakti kalktık.Çocuklu anneler daha az şanslı olarak iftara kadar otelde bekledik genelde. Çocuk bakımını paylaşan çiftler kendi aralarında düzenlediler ibadet saatlerini. Eşim grubu toplayıp genelde ikindi vakti çıktı yola, biz ise iftardan sonra.  Çocukların yemeklerini yedirip akşam namazına yetişiyorduk. Eşlerimizle de mescitte buluşuyorduk. Onlar götürdüğümüz sandiviçleri mescitin avlusunda yerlerken biz de dinleniyorduk. Onlarla birlikte birşeyler içip çocukların mutluluğunu, avluda koşuşturup durmalarını izliyorduk.Akşamın ardından yatsı ve teravih.. Teravihler elbette hatim ile kılınıyordu ve 9 da başlayıp 11 de bitiyordu. Her teravihte 1 cüz kuran okumak inanılmaz güzeldi.. SalihaBetül bu arada bazen telefondan ya da navigasyondan çizg film seyrediyordu, bazen  bebeği Şenay'la oynuyordu..Bazen de pür dikkat imamı dinliyormuş bizim minik kuş.. zira her rekatta okunan fatihayı bizim hiç bir katkımız olmaksızın ezberlemesi bundanmış..
Bazen de farklı dili konuşsalar da farklı ülkelerden olsalar da güzel arkadaşlar kardeşler ediniyordu kendine.İlk karede SalihaBetül ve Marokko (Fas)'dan minik Muhammed, ikinci karede bizim buralarda da sık görmeye başladığımız taşıma stili ile annesinin sırtındaki Nijeryalı minik AbdulRezzaq var.  3. kare biz namaz kılarken çizgi film izleyen Meryem, Meysa ve SalihaBetül var. 4. karede ise Mısırlı güzel kardeşler Melek ve Mina. Melek ve Mina ile öyle iyi anlaşmışlardı ki anlatamam. Namaz kılarkenki kahkahaları, kikirdemeleri arada "şiiişşşt" müdahelesi bile aldı:) Mızıldadığı çok çok nadirdir. O zamanlarda da kucağıma alıp devam ettim.
Genelde servisimiz oluyordu otelden mescite ama son günler o kadar kalabalık olmuştu ki artık insan trafiğinden araçlara pek yer kalmıyordu yollarda ve mecburen yolların kapanması söz konusu oluyordu. Otelimiz mesafe olarak uzak değildi fakat hafif bir yokuşu vardı. Bu sebeple özellikle dönüş yollarında kimi zaman arıza çıkardığı da olmuyor değildi.. O kadar da olsundu..Kimi zaman kucağımda ya da omuzumda, eğer yakalayabildiysek babasının kucagında ya da omuzunda bazen de çok tercih etmesek de bebek arabasında gidiyorduk. Bazen daha önce hiç görmediği morlu pembeli bir dondurma ile ödüllendiriyorduk bu harika performansını, bazen de marketten aldığımız minik bir m&m paketi ile. 

Etrafta gördüğü şeylere karşı öyle dikkat kesiliyordu ki bazen beklediğimiz bazen de beklemediğimiz şekilde tespitler yapıyordu. Yolculuğa çıkmadan evvel Afrika'nın yaşadığı dramla ilgili bir konuşma yapmıştık. Fotograflarını gördüğü Afrikalı kara çocukların gerçekleri ile karşılaşınca, hatta yetişkin zenci insanları görünce epey dikkatini çekti. Bir ara babaannesine "bunlar bizim arkdaşlarımız babaannecim, biliyo musun. Onlar siyah. Ama Allah onlara ekmek vermemiş. Bizim vermemiz gerekiyor" manasında bişiyler demiş. Sık sık onların da bizim kardeşimiz olduklarını ve onları çok sevdiğimizi konuşup durduk. Kah o bana hatırlattı, kah ben ona.. 
Sonra sürekli hareketli olunması gereken Mescit içinde zaman zaman duraksayan insanları harekete geçirebilmek için mescit görevlilerinin sık sık söyledikleri "Yallah hadji (Haydi hacı)" sözünü duymuş ve farketmiş. "Annecim baksana ne diyor" diye bana da söyledi. Çok güldük. Şimdilerde de ara sıra yallah hacı diye tekrar edip duruyor..
Mekke sokaklarında gördüğü büyük küçük tüm insaların başları örtülü idi. Büyüklerin durumuna alışkın olsa da kücük çocukların başörtü takmasına çok şaşırdı. Bir gün dayanamayıp "annecim şu kıza bak. başına ne takmış öyle" dedi. "Sen de takmak ister misin?" diye sorunca "yok ben başörtü takmam, şapka takıcam" dedi, kırdı geçirdi. İlerleyen her gün her gördüğü çocuktaki örtüleri gösterince bir dükkanın önünden geçerken takıp fotograf çektik. Şapka takarım demişti ama o kadar çok sevindi ki her önüne gelene anlattı durdu. 
Günler hızla ama hep dop dolu geçiyordu. Ve işte herşeyin bir sonu vardı.Bayram sabahına gelmişti sıra. Bu sefer Türkiye'dekinden farklı olarak ailecek cümbür cemaat bayram namazı için Kabe'nin yolunu tutmuştuk. Hayatımda ilk kez bir bayram namazı kılmıştım. Sanırım yaşadığım en manalı ve en güzel bayram sabahıydı. Herkes en güzel kıyafetlerini giymişti. Çocuklar için hediye keseleri hazırlanmıştı. Kısacası tam bir bayram yaşanıyordu. Bayram namazının arkasından tekbirlerle günün daha da aydınlanmasını izledik. hiç tanımadığımız insanlarla kucaklaşıp daha çok bayramları burada kutlayabilmenin duasını ettik. Sonra otelimizin yolunu tuttuk zira vakit dönme vaktiydi. 

Medine'ye doğru yol alacaktık. Otele gelip son hazırlıklarımızı da tamamladıktan sonra biraz dinlenip odamızı boşalttık. Medine'ye gidiş yolunda tüm yol boyunca uyudu SalihaBetül. Hatta öyle bir uyuma ki uyandırabilene aşkolsun. Medine Mekke'den farklı olarak biraz daha sakin geçti. Günlük ibadetlerimiz, ziyaretlerimiz dışında pek yoğunluğumuz olmadı.Fakat her yönü ile kutsalığını hissettiren bu güzel şehrin de tadını çıkarmaya çalıştık. Saat 03:00 gibi gece namazı için mescidin yolunu tutuyorduk. Artık antrenmanlı olan SalihaBetül ise henüz 03:00 olmadan karnım acıktı benim diye uyanır olmuştu. Hep birlikte mescidin yolunu tutuyor, sabah namazımızı da kılıp otelimize geri dönüyorduk. Kahvaltı için saatin 07:00 olmasını sabırsızlıkla bekliyorduk anne-kız. Sonra SalihaBetül'ün tabiri ile yemekçi amcaya. Kahvaltıdan sonra uyuyordu ve ikindiye kadar asla uyandıramıyordum. Birkaç kere ögleden sonra uyandırmaya direndim de resmen burnumdan getirdi "uyumak istiyorum" diye. Ben de ona uymaya çalıştım işte. 
Son olarak şunu söylemeliyim ki her türlü ortamda sorun çıkarmadan uyuduğu için, olur olmadık asla ama asla ağlamadığı için, bir dediğimizi asla iki etmediği ve en çok da bol bol yürüyebilip sızlanmadığı için çok çok minnettarım güzel kızıma. İyi ki O da bizimle gelebilmiş. Zaten hiç yanıbaşımdan ayırmadım da bundan sonra da her yere götürülebilirliğini ispatlamış oldu güzel kızım. Maşallah :)

8 yorum:

Deli Anne dedi ki...

maşallah Feridem.. ne mutlu size.. ki ilk değilmiş gidişin.. inşalalah ben de, biz de gideriz oralara.. Benim bir duam vardı, ilk oraya ayak basmadan başka ülkeye seyahat etmeyeyim diye.. şimdi ne zaman bir başka ülkeye seyahat sözkonusu olsa birşekilde olmuyor.. galiba en önce oraya odaklanmam gerek..

Saliha betül'e de maşallah.. ne bilmiş olmuş o öyle.. şapka takıcakmış ha ahahha:)

Unknown dedi ki...

ne hoş anlatmışısınız..sanki bende oarada sizinleymişim hissi yaşadım okurken..allah kabul etsin dualarınızı,ibadetlerinizi..hep birlikte gitmişsiniz ya bizede öylesini nasip etsin inşallah...kızınızda büyüdüğünü göstermiş ne güzel..

sevgiler..

thalassapolis dedi ki...

Hoşgeldiniz... Allah kabul etsin ve Allah bize de nasip etsin inşallah. Öpüyoruz sizi çok :)

buğday taneleri dedi ki...

Bu kadar sade ve yalın anlatmanıza rağmen gözlerim dolu dolu oldu. Maşallah Saliha Betül'e hiç üzmemiş sizi. Darısı bize inşallah ;)

abide dedi ki...

Ne güzel ikinci gidişiniz , hemde tüm aile, allah bizlerede kısmet eder işallah..

Yağız Yıldırım dedi ki...

Feridem gözlerim dolu dolu okudum yazdıklarını ne kadar güzel anlatmışsın ne kadar güzel geçirmişsiniz günlerinizi rabbim bizlere deyavrularımızla gitmeyi nasip eder inşallah o mübarek mekanlara Rabbim dualarını kabul etsin inşallah canım

bahriyeliefe dedi ki...

Dedeyle beraber yaptığı yürüyüş antremanlarını unutmayalım.
Mahşallah fıstığıma az buz yürümemişti gitmeden önce Körfezde

Hilal dedi ki...

Feride yeni haberdar olduğum umreye gittiğinizden, Rabb'im kabul etsin. ne güzel olmuş Saliha Betül'de bu yaşında tanıdı o kutlu yerleri. Rabb'im nasip etsin tüm isteyenlere...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...