21 Kasım 2011 Pazartesi

Durum Raporu I ve Sapanca'da Sonbahar

Haftalar önce alıp montajlamıştık bu bisiklet koltugunu. Kaskı ise daha öncesinde alınıp odasındaki yerini almştı. Gelene gidene heyecanla takıp gösteriyordu. Babasının gideceği gün test etmek kısmet oldu. Biraz güneş varken ve ben yine evde son hazırlıkları planlarken babası ile mahalle berberine gidip geldiler, ve biraz da park.. Fotograflarda görüldüğü gibi hep ağzı kulaklarındaydı o gün. Kış gelmeden ilk siftahı da yapmış oldular böylelikle.. 
Babası gidene kadar hiçbirşeyin farkında değildi SalihaBetül; şöyle ki o arabadan bavulunu alıp servis aracına binene kadar her hali normal seyirde idi. Hatta babası araca binmeden önce onu birkaç kere öptü, o yine de uğurlar gibi değildi işte. Ta ki o ve ben dışarıda kalıp, babası bize içeriden el sallayana kadar. Tam bir film sahnesi  gibi ilerliyordu ve SalihaBetül de sanki rolünü süper oynuyordu. Başını hareket ettirmeden sadece dudakları "babam onlarla gitmesin" dedi.. Kırptığı gözünden de yaşı damlayıvermişti, yani çok içtendi söyledikleri.. Sonra ben onu aldım, yol boyu sohbet etmeyi teklif ettim. "Sohbet Edelim mi?" sorusunu hiç "hayır" olarak geri çevirmemişti ki, o zamanda çevirmedi. Babasının iş için Kore'ye gittiğini anlattım. O bana "Kore neresi?" diye sordu. Daha evvel de birçok kez söylemiştim aslında ama ilk defa neresi oldugu ile ilgilendi. Ne de olsa evvelinde soyut bir kavramdı ve babasının gidişi ile birden bire gerçek oluvermişti işte.. Bu sorusuna karşılık ben de daha evvel anlattığım japonlardan dem vurarak o civarda biryerlerde oldugunu ve insanların çekik gözlü olduklarından bahsettim. O da enteresan bir biçimde "Bence onlar babamı aralarına almak istemeyebilirler" dedi bilmiş bir ifade ile. "Nassı yani" deyivermişim. "Hani Müzisyen İnek Sırma kitabında da İnek sırmayı bazı inekler aralarına almak istemiyorlardı ya, onun gibi mesela" dedi uzun uzun. Öyküyü bilmeyenler ve merak edenler için burada.. Kısa bir şoktan sonra asıl konuya kanalize olmasını sağladım. O gecemiz çok zor geçmedi, vaktinden biraz geç uyuyup sabah da vaktinden biraz geç kalktık.
 Hava harikaydı, biz de hazırlandık Sakarya'ya doğru yola koyulduk. Amacımız aslında evde oturup craftingin dibine vurmaktı abla-kardeş. Ama sonra havanın güzelliği bizi caydırdı ve göle doğru sürükledi. Kırkpınar ve Sapanca civarında yürüyüş yaptık, kuru yaprakların içinde yürüdük.. Babamızın yoklugunu hep ama hep hissettik. Neyse ki gezintinin ortasında sesini duyduk, yanımızdaymış gibi hissettik, sevindik. Teknolojiyi sevdik.. SalihaBetül ise çok keyifliydi. Tek derdi şırıl şırıl akan burnu ve onu çok yoran öksürükleri idi. Ama teyzesi ve Harun'la birlikte olmak, bir de mis gibi böğürtlenlerin tadını çıkarmak iyi gelmişti.  Akşam eve dönerken bir ara babasının evde mi olduğunu sordu. Belki babam evde uyuyordur da dedi. Ben yine hatırlattım. "hmm tamam anladım" deyip onu çok özlediğini ekledi. İlk günü teyzesi ve Harun sayesinde mutlu mesut atlattık. Darısı gelene kadar .. 

Yalnız Sapanca sonbaharda ne kadar güzelmiş Allahım. Enfesti hem hava, hem doğa.. Herşey...

3 yorum:

annesiningülü dedi ki...

sağlıcakla kavuşun.

Unknown dedi ki...

trenle geçerkende harika oluyor o manzara..sağlıkla gelsin babanız..

► Hobihane ◄ dedi ki...

Biran önce babanıza kavuşmanız dileklerimle.. Sağlıkla gidip gelsin.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...