21 Mart 2011 Pazartesi

... Büyümeyi Beklemek

Evet erken biliyorum ama "bir an önce büyüme hastalığı"na yakalandı.. Bir an önce büyümek istiyor çünkü eger büyürse babası ona dinazorlu saat alacakmış. -Bu dinazor sevdası da nereden çıktı, hi. bilmiyorum. Gecen markette dinazorlarla ilgili bir çıkartma dergisi aldırdı, hepsi odasının kapısında.. Valla gece aniden görsem ben korkarım, bizimkine sevimli geliyor.. -Geçen gün de kulağımda küpelerimi gördüğünde üzgün bir ifade ile "Ama benim küpelerim yok annecim, ben büyüyünce sen bana küpe al, olur mu?" deyiverdi.. E şemsiyeyi de böyle almamış mıydık zaten:) Kimden duyuyor bu lafları, nasıl kurguluyor o kücük beyninde, anlayabilmiş değilim. gün geçtikçe şaşırtıyor, gün geçtikçe bağlıyor kendine. Misalen artık okuldayken o sınıfta ben çalışma odasında olunca böyle kalbim pır pır oluyor, kapı açılıverse de görsem ne yaptığını diye düşünmekten alamıyorum kendimi..
MerveEce'de gördüğü, malesef paylaşılamadığı için çok içerlediği ve birkaç defa hatırlatarak istediği MyLittlePonny adındaki at mı desem, ne desem bilemediğim bir yaratığı oyuncaklar arasına ekledik.. Bir gün biri bir oyuncak mağazasında kendi öz iradem ile bu yaratığın nerede oldugunu arayacaksın dese inanmazdm:) Ailecek alıştık varlığına, benimsedik, hatta sevdik bile denebilir. Adını da Poni koyduk:) SalihaBetül ise beraberindeki steteskopla srtımızı, gögsümüzü dinleyip öksürmemizi istiyor.. ona verdiğimizi her cevabın sonuna da ""Doktor Hanım" eklememizi istiyor. Sonra sevkatle tedavisini uygulamaya koyuluyor. "Şimdi sana minnacık bi aşı iğnesi yapıcam, şurup içiricem..vs" diyor:) Hayatımıza oldukça renk kattı caanım:)
Aslında son haftalarda belli etmesem de çok sevindiğim bir davranışına da bu Poni bebek vesile oldu diyebilirim. Aldığımız ilk gün MeryemNur lara giderken götürmek istedi, ben de izin verdim. Ertesi gün yine birlikte katılacağımız bir düğüne giderken çok tatlı şu sözleri dudum SalihaBetül'den.. "Annecim, Meryemin Poni si yok ya, ben Poniyi alyım, Meryem oynasın:)" tabi sonunda "Eve gelirken geri vericek ama" diye de eklemeyi unutmadı. Ve gercekten de aynen dediği gibi yaptı, düğün salonuna girer girmez Ponisini Meryem'e verdi ve gidene kadar da hiç elinden almadı.. Paylaşmayı mı seviyor yok sa Meryem'i mi bilemedim:)
Makasla kesme işini çok ilerletti. Verilen çizilmiş bir projeyi kesmeye çalışıyor, şekli çıkartmaya çalışıyor. Artık öğretmenleri onun yaptığı şeyleri gösterdiklerinde ilk tepkim illa ki "Nassı yani?" oluyor. Bugün gerçekten kendi neler yapıyor görebilmek için eline makası verdim ve kagıda da büyükçe bir daire çizdim. Hadi kes bunu şimdi dedim? Yüzüme bakıp "çizgilerden mi ?" diye sordu. Sarsarak sarılmamak için zor tuttum kendimi diyebilirim, dişlerimi sıkarak "Evet" diyebildim yalnızca.. Basbayağı kah çizgilerin içine girerek kah çıkarak çıkardı daireyi.. Şaşkındım ama alıştım, geçti :)
Şekiller, şekil çizmek, oluşturmak da çok sevdiklerinden. Üçgen yaptım deyip duruyor. Kimi zaman tutturuyor, kimi zaman yapamayıp silgi istiyor :) Ama bugün halının üstünde boya kalemlerinden üçgen yapmayı keşfetmiş. Çok şaşırttı beni ve acaba şu çocuklugumuzun favorilerinden renkli fasulyeler ve sayı çubuklarından alsam mı dedirtti.. Var mı acaba hala onlardan ki :)
Görüldüğü gibi ucubik! resimlere devam. Bu çocuklar mutsuzmuş cünkü uçurtmayı yakalayamamışlar:)) Turuncu olan uçurtmaymış:) Allahım ya bu resimlerin ne manaya geldiğini bilmek, kestirmek bir yandan iyi bir yandan da iyi değil be günnük; çok dertliyim bu ilk kreş heyecanlarını yaşayamama konusunda..
Geçtiğimiz hafta içinde Dayıcım'a gitmiştik. Anne-kız minik bi kaçamak için :) Oradaki abla bıcır bıcır konuşan her bi şeye laf yetiştiren SalihaBetül'e eşantiyon olarak verilen sindy bebeklerden verdi. Sonra muhabbet koyulaştı, ikincisi geldi:) Kutusundan çıkarıp karşısına oturttu bebekleri ve ilk dediği söz şuydu:"Vuav, anne ne güzel bebekmiş, m*meleri bile var":)) Garson abla ile öldük gülmekten:) Sonra ablası laf değiştirmek istercesine "ay bak saçları da pek güzelmiş, ne güzel ayakkabıları bile var, değil mi?" dedi. Sıradaki bombası ise "onlar ayakkabı diil ki, boooot". Garson abla dayanamadı, işime bakmalıım deyip gitti yanımızdan:)
Bu hafta sonu da MerveEce ablasgillerdeydik :) Pek sık görüştüklerinden midir yoksa büyüdükçe daha iyi anlaştıklarından mıdır bilinmez birlikte iken çokmutlular. Paylaşma problemi dışında pek problem yaşamıyorlar ve birbirlerini özlüyorlar. Ece İstanbul'da anne-babasına SalihaBetül ise burada bize, canı sıkıldıkça "bana Saliha / Ece Abba masalı anlatsana" deyip birbirlerinin serüvenleri ile avunuyorlar. Bu cumartesiye yolda uyuyup Ece'yi görürgörmez sanki hiç uyumamış gibi sevinç kahkahaları atan SalihaBetül ve onu çok özleyen gelmesini bekleyen MerveEce'nin birlikte uyumak istemeleri damga vurdu. birlikte yataga girip önce ışıkl projektörü izleyip kikirdediler, sonra ise SalihaBetül Ece'yi uyutup yanımıza geldi ve muhabbete devam etti malesef. O gece onu tekrar uyutmak inanılmaz zor ve sıkıcıydı. Pazar bir düğüne katılmak için erkenden uyanabilmesinin sebebi de muhtemelen uyanık gördüğü Ece abbası idi.. Düğün maceramız da çok keyifliydi, geline hayran hayran bakmalar, gelinliğini seyretmeler filan derken çok begendi gelini çok. Daha yazacak çok ayrıntı var bu konu ile ilgili ama daha fazla uzatıp da kaydı sıkıcı bir hale sokmak istemem.. Şimdilik bu kadar bizden, e daha ne olsun...

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...