2 Mayıs 2010 Pazar

Hayvanat Bahçesinde Bir Minik SalihaBetül

Cuma sabah tüm hazırlıklarımızı yapıp erkenden kalktık. İlk defa servis aracına bindik, tüm cocuklarla şarkılar eşliğinde yolumuzu tuttuk. İstikametimiz Darıca'ydı. HayvanatBahçesi..

Babasının isteği üzerine nasıl bir tepki verdiğini görüntüleyebilmek için içeri girer girmez arabasından indirdim. Kapıda tüm cocukları karşılayan maket orman ve hayvanlara doğru şaşırarak koştu.. Son günlerdeki şaşırma ifadesi elleriyle ağzını kapatarak olduğundan hemen hemen tüm gezi boyunca o eller hep açık agzını kapatmaya yaradı :)
Maket hayvanlardan çocuklardan fırsat kalabildiği kadarıyla tavşanı farketti ve sürekli parmağıyola tavşana işaret edip "hoppa hoppa hopppa" dedi..
Daha sonra ziyaretçileri karşılayan dev dinazor dikkatini çekti. Biraz ürkerek biraz şaşırarak yine elleri ağzında gitti geldi maketin yanına. Fotograf çekmek için maketin önüne koyduğumda maket birden hareket etmeye ve ses çıkarmaya başladı.. Bizi yumurtalarını çalacak sandı sanırım :) E tabi hal böyle olunca SalihaBetül'ün şaşkınlığının yerini iyice korku aldı :) Neyse ki fotograf çekip gezmeye devam ettik..
İlk gördüğümüz hayvan Arslandı. Dakikalarca taklidini yapıp arslanı incelemeye doyamadı. Korkar diye düşünmüştüm ama korkmak bir yana eliyle gel diyerek çağırdı..
SalihaBetül zaten arslanları çok seviyor, her fırsatta taklidini yapıyordu. Gerçek kükremesi ile karşılaşınca çıkardığı taklit ses de değişti. Aşağıdaki fotografta arslanın yeni çğrendiği taklidini yapmaya çalışırkenki ifadesi var :)
Sonra ayılarla karşılaştık. ayı ayı diye seslendi durdu. Onları daha iyi görebilmek için parmaklıklara tırmanmaya bile çalıştı..
En sevdiği hayvanlardan biri de midillilerdi. Midillilere kafesin içinden aldığımız kuru otlardan yedirdik. O da yedirmek istedi ama ağızlarından ve geviş getirmelerinden biraz ürkti sanırım.. O sebeple kendi beslemek yerine bana "Ot ot" deyip ot vermemi istedi..
Burada keçileri, lamaları, koyun ve atları sevdi.. O arada o kadar çok gezdik ve hayvanlar gördük ki herkes yavaş yavaş acıkmaya başlamıştı.. Biz de mis gibi yeşil çimenlerde hem acıkan karınlarımızı doyurduk, hem mis gibi havayı içimize çektik hem de kendimizi dinlendirip güç topladık.. SalihaBetül de çorbasının ardından yaprak sarmaları yiyip güç topladı kendine :)Gezimize tekrar atlarla devam ettik. Bir ara atlardan biri SalihaBetül e o kadar çok yanaştı ki ayaklarına değecek diye gerçekten de korktu..
Gezimizin en sevdiği hayvanlarından bir diğeri de flamingolardı. Gerçi flamingolar o kadar güzel hayvanlardı ki sevilmeyecek gibi değillerdi.. O renkleri, tek ayakları üzerinde durup boyunlarını kanatlarının altına sokuşları görülmeye değerdi..
Flamingolardan sonra vahşi yaşam sürüngenlerinin bölümüne girdik. İguanalar, timsahlar, dev ve minik kaplumbagalar, crocodiller.. daha unuttugum birsürü sürüngenleri yakından görme fırsatı bulduç Genelde hareketsiz olduklarından çok da tapki vermedi ama bu kısım doğrusu benim çok ilgimi çekmişti...sürüngenlerden sonra akvaryum ve su canlılarının bölümüne gittik. SalihaBetül tam anlamıyla çıldırdı diyebilirm. Çığlıkları, kahkahaları akvaryumu inletti resmen. Kendini akvaryumda mı sandı nedir, inanılmaz keyiflendi..
En çok sevdiği hayvanlardan bir diğeri de ördekler ve kazlardı. Dakikalarca etrafından ayrılmadı, "vak vak vak" diyerek onlarla konuşmaya çalıştı. en heyecanlandığı, en sevdiği hayvan olarak arslanlardan sonra ördeklerdi diyebilirim..
Saat 15:00 gibi artık ögle uykusunun son demlerini yaşıyordu ve çok fazla müdaheleye gerek kalmadan uyuttum. Bu sebeple zebraları ve tavus kuşlarını göremedi malesef. Doğrusu zebraları görmesini çok isterdim...

Tüm hayvanat bahçesini neşe ile, heyecanlanarak sabırla gezdi SalihaBetül.. beni koşmak istemesi dışında hiç ama hiç üzmedi, yormadı.. Tüm fotografları elbette ekleyemedim ama hepsinin aslında ayrı bir anlatılacak öyküsü vardı. Onlar video ve fotograf kayıtlarında kaldı artık :)
Darıca Hayvanat Bahçesi biraz maddi olanaklar açısından olanaksız ve garip kalmış bir yerdi. Belki biraz maddiyat ayrılsa daha iyi olacaktı ama malesef bu olanaksızlıklar da haliyle bazı aksaklıklara sebep olmuş.. Demem o ki bazı hayvanların maketleri ile yetinmek zorunda kaldık, bazılarının maketlerini bile göremedik. Bunlardan biri de fildi. Yani bir hayvanat bahçesinin olmazsa olmazlarından fil yoktu, hatta zürafa ve kanguru da yoktu. ama biz onun yerine diğer hayvanlarla özellikle büyük kedigillerle oldukça çok haşır neşir olduk. Arslanlar, kaplanlar, panter, jaguar derken hepsine doyduk diyebilirim.. Bunlar dışında envai çeşit kuş türü gördük, vahşi hayvanlarla, bir sürü maymunla, balıkla, sürüngenle tanıştık.. İnşallah birgün bu kadar büyük ve güzel bir yer hakettiği degeri görür de kapanmak zorunda kalmaz..

1 yorum:

Hakan Deniz Erkut dedi ki...

saliha sultan çok sanslısın seni böyle guzel yerleri daima gezdiren bir ailen var ve ailen de çok şanslı ki böyle akıllı ve sevimli bıdık bir yavruları var.
Gercekten o ortamda ki nesen görülmeye değer, anneler babalar sizin mutluluğunuzla,heyecanınızla 10 kat daha mutlu oluyorlar.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...