Evet efenim tatil bitti, artık evimizdeyiz.. Bir yandan da okuldayız... Telaşlardayız.. Çok fena. Ev aldı başını gitmekte, geldiğimizden beri çamaşırdı yerleşmeydi, bir türlü bitmedi. Okulda yeni yüzler, yeni heyecanlar. En azından o güzel..
Tam son kaydımı yazamamışken birden bunların içinde buluverdim işte kendimi. Toparlamaya çalışıyorum.SalihaBetül bile farkında artık tatilin bittiğinin. "Annecim, tatildeki evimiz ne güzeldi di mii?" diye soruyo uzata uzata. "Ama artık deniz bitti, tatil bitti, artık okula gidicez" diye ekliyor.
Tatil deyince deniz demekmiş gibi anlaşılsa da son cümlemden, tatil demek babaya doymak demekti. Bol bol kumla oynamak, kovası ile ağır iş işçisi gibi denizden su çekmek, uyduruktan kuleler evler ağaçlar yapmak. Elbette Marmara'nın serin sularında üşüyüp, dudakları morarana kadar denizden çıkmamak da vardı. Zorla ikna edip çıkardıktan sonra babasının tişörtünü giymek istemesi de cabası idi. O'nu rüzgardan babasının tişörtü korurmuş, onu giyerse hiç üşümezmiş.. Sonra deniz çıkışı kumlu ayaklarına terliklerini giymeyi reddedip, ayaklarımızı yıkadığımız çeşmeye yalınayak koşmak istemekti. "Ben kendim yıkarım babacım, artık büyüdüm ben, abba oldum" deyip sanki hiç suyla oynamamış gibi suya doymaktı..
Yağmurlu bir günde akşam üstü termos çayını denize nazır üstü kapalı çardaklarda içmek isteyen anne babayı yanyana oturtmayan bir SalihaBetül'ü de unutmamak gerek. Israrla "Annecim, tamam senin eşin, ama benim canım bitanecik bal babam" diye babasını benden daha çok sevdiği konusunda ikna etmeye çalışması da cabası idi. İşim zor, rakibim kuvvetli.
Yine yağmurlu günde bugün de havuza gitmeyelim deyip Bursa'ya gitmemiz de ayrı bir hikaye idi. Öğleden sonra ile akşam üstü arası Bursa Hayvanat Bahçesini gezmemize izin verdi hava. Leylekler, deve kuşları, zebralar ve flamingolar ile hasbihal edip su şırıltısı dinlemek pek keyifli idi. Ne kadar da çok kuş vardı. SalihaBetül'den çok babası keyif aldı desem abartmış olmam sanırım. Bilseydim daha evvel getirirdim diye hayıflanmama sebep oldu. İyi de oldu. Sonra çok sevdiğimiz yeni üniversiteyi kazanan Elif'i de okuldan alıp Küçük Saray'ın yolunu tuttuk. Bize göre Bursa'nın en iyisi, tartışmasız. Pideli Köftelerimizi yerken, SalihaBetül -ki köfteden hiç hazzetmez- neredeyse 1 porsiyon köfteleri götürürken, ben şaşkınlıkla sevinçten havalara zıplama arasında gidip gelirken ani bastıran meşhur Bursa yağmuru bizi endişeye gark etti. Yapacak bişiy yoktu, birer porsiyon daha pideli köfte yiyecektik:) Şaka bir yana epeyce mahsur kaldıktan sonra kısacık mesafede duş almışcasına ıslanıp evimizin yolunu tuttuk.
Sonrası klasik tatil manzaraları ve anıları zaten. C.tesi Pazar teyze ve Harun'un sürpriz ziyareti dışında:) Söyleyecek daha fazla birşeyim de yok. Tatilimizden ve tesisten çok keyif aldığımızı da ekleyeyim Armutlu, Yalova, Gemlik manzaraları eşliğinde..

4 yorum:
Suyu sevmeyen çocuk yok sanırım. SalihaBetül çok eğlenmiş görünüyor.
nasılda neşeli resimlerde.. maşallah..
baba aşkı büyümüş iyice :)
nazar değmesin ;)
annesi zor işin :D
meral; çok eğlendi evet teşekkürler
sevgi; teşekkürler
bahar; gerçekten gözle görünür şekilde arttı, teşekkür ederim
Yorum Gönder