Pazar ise İstanbul yollarında idik.Anne ile babanın nikahında gelin arabasını kullanan abinin düğünü için.. Üşendik evde kahvaltı etmeye, toparlandık kahvaltı için sahile gittik. "Açık büfe yemek istemiyoruz arkadaşım sadece 2 tost yiyip çay içicez, olmaz mı?" dedik. Olmazmış. Aç bil aç sahilin öbür ucundaki kafetaryaya gittik: Baba,kız hoplaya zıplaya ben ise yakınlara park edebilmek için araba ile.. Neyse ki yedik tostlarımızı, içtik çaylarımızı.. Güneşin güzelliğine esir olarak iki çift muhabbetin belini bile kırdık :) Yolumuz uzun, yapılacak çok iş vardı. Hava güzeldi ama İstanbul işte bazen trafik demekti, işkence demekti. Nitekim Üsküdar Evlendirme Dairesine gidebilmek için yarım saatten fazla Harem,Üsküdar arası yol tuttuk. Üzerine arabayı parkedebilmek için civarda birkaç tur attık. Neyse ki yarım saat rotarla vardık.. Böylece zaten yarım saat rotara ugramış olan nikaha tam vaktinde ulaşabilmiş olduk. Tatlı Ömer'i güzel Ece'yi gördük, hasret giderdik.. Geline hayran hayran bakıp alkışlayanların başını tuttuk:)Ağzımızın tadı bozulmadan evimizin yolunu tuttuk. Ama işte neydi yolunda gitmeyen bilemiyoruz. Eve gelir gelmez attık kendimizi koltuğa. Ben bu sabah daha iyice kalktım da eşim için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.. Yenice girdik evimize: acilden.. Serum takviyeleri ile açabildi gözünü.. Neymiş, sadece baharın gelmesi de yetmezmiş, sağlık olmazsa olmazmış, Allah sağlık, sıhhat, afiyet versinmiş.. Hepimize efenim..
Ayrıca akşam üstü gelen bi mail bile babacığın gözünü açtıramadı yazık:) Arabamız geliyormuş, yoldaymış.. 1-2 güne kadar bitecekmiş bu hasret.. Allahım ne uzun sürdü..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder