22 Şubat 2011 Salı

Bolu: -Abant - Mudurnu - Gölcük

C.tesi Kartepe'den sonra hızımızı alamayıp uzun zamandır gitmek istediğimiz ama birtürlü sıra gelemeyen Bolu'ya doğru yol aldık. Henüz Sakarya'ya gelmemişken aradığımız 1 otel dolu oldugunu söyleyince biz de karda kışta riske girmemek için evimize geri dönüp sabah erken yola çıkmaya karar verdik. Ve karar verdiğimiz gibi sabah erkenden sabah simitlerimizi alıp düştük yollara.. İlk durağımız Abant'tı.. Daha tabelayı görür görmez mis gibi ormanların içinden geçerken hava sıcaklığı da 1 er derece şeklinde tatlı tatlı düştü. En son 1 derece civarındayken minik minik karlar atmaya başladı. Biz İzmit'te kısmen yağışlı da olsa pek de karlı kışlı bir hava bırakmadığımızdan sevinç ve şaşkınlıkla kar hayalleri kurmaya başladık..  Neyse ki göl bölgesi bizi yanıltmadı:) Minik minik uçuşan kar taneleri birden artmaya başlamıştı. Önce araba ile bir tur attık. Gölün yarısı buz tutmuştu ve insanlar gölün ortalarına yakın üzerindelerdi. Ben korkarım asla gidemem demiştim ama dışarı çıkıp da ilerleyince insan donmuş bir gölün üzerinde olduğunu bir an için bile olsa farketmiyor. 
 Manzara gerçekten de enfesti. Her bakımdan; orman, bir tarafta yapraklarını döken kuru dallı ağaçlar diğer tarafta inatla yapraklarını dökmemiş sık çamlar.. Çoluk çocuk kayan insanlar da görülmeye değerdi.. Eger yukarı çıkaran bir telesiyej neyim olsa biz bile kayalım diye niyetlenmiştik, ama sıcak arabadan çıkan ve soğuğun da etkisi ile gitgide üşengeçleşen vücutlarımız çocugunu eğlenirken izleyen bir anne-baba kıvamındaydı. Suratta üşüyen ve sırıtan bir ifade/ifadesizlik:) Komikti halimiz doğrusu.. SalihaBetül arabada uyuyakalmıştı, onu arabadan çıkarmadan biz biraz bakındık, sonra soğukta daha fazla durmak istemediğimize karar verip sıcak bir mekan aradık..
 Mamafih bulamadık:) Biz de mis gibi yağan karın tadını bir güzel karan adam yapalım diyerek çıkaralım dedik. Artık kar gördüğünde kardan adam ile bağdaştırıyor SalihaBetül. Yerden kendine karları toplayıp babası ile işbirliği yaptılar ve bu sevimli kardan adamı ortaya çıkardılar.. Bu kez illa atkı takıldı, minik kafasına ise babasının şapkası:)
 Kardan adam bitti ve katur kutur karda yürüyüp kartopu atmaca oynadık. Oynamaya doyamadı resmen öyle sevindi ki anlatamam. Babası onu pamuk gibi karların üstüne işte böyle yatırdı. Bizimki pek tabii hiç hoşlanmadı bu durumdan. Neyse ki babası ile birlikte yuvarlanmak hoşuna gitti ilerleyen dakikalarda...
 Artık paçaları iyiden iyiye ıslanmaya başlayınca Abant'a veda etmee karar verdik. Baharın uyanışında bir kez daha gelelim mutlaka diyerek... Teyzenin tavsiyesi ile Mudurnu'ya vardık. Bizi tavuk fabrikalarının berbat ötesi kokusu karşılaınca "Allahım bu bir kabus mu" diyecek kadar oldum. Ama neyse ki şehrin içine girdikçe koku bitti:) Kerpiç ahşap evleri, meşhur oldugu söylenen ama bizim hiç göremediğimiz bakrcıları ile -Belki de Pazardı diye bilemedim- ama en çok da minik, sempatik, dar sokakları ile güzel bir yerdi Mudurnu..
 Öğle yemeği için belki de 3-4 lokantadan biri olan tam adını hatırlayamadığım ama Mudurnu Lokantası gibi bişey olan o lokantada yemek yedik. Geleneksel olarak tarhana çorbası içtik, keşli cevizli Kaşık Sapı-bizim eriştelerden- yedik. Bir de fasulyesi meşhurmuş fakat biz kendi siparişlerimizin üstüne fazla olur diye tadına bakamadık. Erişte hayatımda yediğim en güzel erişteydi desem gerçekten de abartmamış olurum, enfesti.. Evde SalihaBetül'e pişirmek için 1kg aldık hemen.


 Sokaklarıyla, insanlarıyla çok mütevazi, çok bildik bir yer gibiydi Mudurnu.. Şirin sokaklarında gezerken ordan oraya koşan SalihaBetül'e şeker uzatan bir dede işte böyle sevindirdi Onu.. Şehirde daha fazla yapılacak birşey yoktu. Biz de henüz vakit varken Gölcük'e doğru yola koyulduk..
Neredeyse 2 saat süren bir yolculuğun ardından varmıştık Gölcük'e. Varır varmaz buz gibi bir hava ve lapa lapa yapan bir kar eşlik etti bize. Üşümesin diye bu kez SalihaBetül'ü arabasına koyup üstünü örttük. Ama kar o kadar güzel yağıyordu ki "inmek ister misin- yürümek ister misin?" tacizlerime daha fazla dayanamadı yavrucak:) Ama gerçekten tam da bir önceki postta lapa lapa yağan kara olan özlemimden bahsetmişken ve biz gerçekten kara hasret kalmışken onun oturup bir naylonun ardından izlemesine gönlüm el vermedi:) 
 İniş o inişti zaten bir daha da oturtamadık. Gölün etrafını boylu boyunca yürüyerek, enfes göl manzarası eşliğinde devam ettik gezimize. Ormanın içerlerine ilerlerken kar epeyce yağmaya devam etti. Doya doa kartopu oynadık, kahkahalarımızla ve neşemizle ormanı inlettik. Öyle ki o anlara dair tek bir kare fotograf bile çekemedik. Bu senelik kar nefsimizi doyurduk:)
Sonrasında ise eve nispeten vakitlice dönüp dinlenmeyi tercih ettik. Tüm gün boyunca epey yorulmuş olsa gerek ki SalihaBetül arabadaki uykusuna eve gelince de devam etti, maşallah! Ne diyeyim, hareketli ve bir o kadar keyifli, eğlenceli, güzel bir hafta sonu oldu bizim için... Darısı diğer güzel şehirlerimize..

4 yorum:

Kiraz Çekirdeği dedi ki...

Ne iyi yapmissiniz resimler de harika olmus. Mudurnu' da meshur bir konak vardi keyvanlar konagiydi galiba orasi da cok guzeldi...

thalassapolis dedi ki...

çok güzel bir destinasyon, sonbaharda gitmiştik bizde tekrar tekrar gidilecek her mevsim farklı güzellikte olan yerler...

Adsız dedi ki...

ne güzel bir hafta sonu olmuş
bu yıl biz kara hasret kaldık
artı gezmeyede

BENİMDENİZİM dedi ki...

Merhaba, memleketimizi gezmişsiniz beğendiğize sevindim. Her zaman bekleriz. benimdenizim.blogspot.com
Gülcan Ayrıca sitemede beklerim

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...